Pandemi ve Sonrası SAĞLIK Yaklaşımları
EKONOMİ ve Siyaset HABERLERİ

Pandemi ve Sonrası SAĞLIK Yaklaşımları

Nezaket ÜNAL
asinez@gmail.com
nezaketünal youtube 
Pandemi ve Sonrası SAĞLIK Yaklaşımları;
“Kovid-19 salgını dünyaya, insan sağlığının artık karar vericilerin tek birincil hedefi olamayacağını, ancak insanların, diğer hayvanların, bitkilerin ve çevrenin sağlığının önemini kabul ederek, bunların mikroplarla birbirine bağlı, birbirine bağlantılı olduğunu, sağlığı bir sistem olarak ele almamız gerektiğini açıkça gösterdi.”
-Ilaira Capua, DVM PhD

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, yaşanan virüs pandemisi 21  yy ın en büyük sorunun, sağlık sorunu olduğunu gözler önüne sermişti.
Sağlık politikalarında yapılan düzenlemelerle sosyalizasyon politikası terk edilmiş, kamu korumacı sağlık sistemi yerine, sağlığın satıldığı ve kamu kurumlarının özelleştirmelere açılarak, ticari merkezler haline getirildiği bir anlayışı getirilmiştir.
Özelleştirmeler, tedavi edici sağlık sistemini körükleyen bir anlayışla yaygınlaştırılmış ve koruyucu sağlık hizmetleri önem itibariyle, geri planlara itilmiştir. Tüm dünyada neo-liberal sağlık anlayışı olarak özetleyeceğimiz bu politikalarda, halk ve dolayısıyla sağlıktan faydalanacak bireyler sağlığının korunması gereken fertler olmaktan çıkarılmış, sağlığın satılacağı müşterilere dönüşmüş durumda gözlemlenmektedir.
Gelinen noktada, bireyin kişisel sağlığını ne kadar koruduğu bilinmemekle birlikte, bireylerden oluşan toplumun sağlığının ne ölçüde korunduğu da kısa süre öncesine kadar bilinmemekteydi. Yaşanan pandemi ile birlikte, topumun sağlığını korumada bu politikaların yanlışlığı ve uygulamadaki hatalarının sonuçlarını tüm dünyada ve ülkemizde de yoğun olarak yaşamaktadır.
Bireyin sağlığını korumada tek başına bırakıldığı ve üstüne üstlük toplumun sağlığını korumada da tek başına sorumluluk yüklendiği bir aşamaya gelinmiş olup herkes ve tüm yetkililer yüzünü, sorumluluk yükleyen bakışlarla bireye dönmüş, kendi eksiklerini de bu yöntemi devam ettirerek gizlemeye çalışmıştır. Maske kullanmanın profesyonel bir sağlık yaklaşımı gerektirdiğini bilen bir sağlık eğitimcisi olarak örnek olarak bu konuda toplum yeteri kadar eğitime tabi tutulmamıştır.
Kimi Avrupa ülkesinde Devlet bu tür sorumlulukların bir kısmını üzerine alarak vatandaşına bağışıklık sistemini yükseltmek ve bulaşı engellemek üzere yerinde kalmasını sağlamak amacıyla gıda yardımları ve gıdaların evlerine gönderilmesi gibi sosyal yardımlar yaparken ülkemizde ve kimi ülkelerde bu tür bir sağlık yardımı yapılmamıştır. Bu durum kontrolü kaçırmaya neden olmuş Yeni Tip Corona Virüs Salgını artarak devam etmiştir. Fakat pandemiyi önlemekte yeterli olan ne gıda yardımı ne de aslında kısmi hareketsizlik kavramıdır. Asıl mesele bireyin sağlığının ve toplumun sağlığının odak noktası haline getirilerek sağlığı, ekonomik girdi anlayışından arındırmak ve sağlığın yaşama temas eden her şeyle bağının olduğunu kabul ederek, sağlık politikalarını yeniden düzenlemektir.

Her biri ayrı bir yazının konusu olan bu cümlelerin en sonundan bir açılımı birlikte yapalım.

Birey sağlığı dendiğinde, ilk olarak sağlığın temel kanıtlarından oluşan tanımına bakmak gerekir.
Sağlık;
Kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde bulunması olarak tanımlanmıştır.
Ben dâhil bazılarımız bu tanımı eksik bulsak da genel hatları itibarı ile doğruluğu şüphe götürmez bir gerçektir.
O halde, aslında bu temel faktörlerden biri azaldı, bozuldu veya zayıflayarak kötü yönde değişti ise kişi sağlığını kaybetmiş demektir. Bu kaybediş kimi zaman bir eklem ağrısı, kimi zaman bir organın işlevsel hastalığı, kimi zaman da stresin artmasıyla oluşan hafif bir depresyon olabileceği gibi, bireyin sağlıklı kişisel ilişkiler geliştiremeyerek, toplumdan kendini soyutlaması olarak da meydana açığa çıkabilir.
Bu ve benzer her durum kişinin sağlığını kaybetmesi olarak ele alınmalıdır. Bir ya da bir kaçının bir arada olması veya sadece birinin görülmesi, durumda bir değişiklik yaratmaz. Kişi artık sağlığını kaybetmiştir.

Şu an uygulanan Sağlık sistemi ise, kişinin sağlığını korumak yerine artık sağlığını kaybetmiş bireyleri, tedavi etmeye yöneliktir. Bu yönelimde tercih edilen yöntem ise genellikle ilaç kullanımıdır.
Oysaki bir taraftan da bütün sağlık görevlileri gereksiz ilaç kullanmanın zararlarından bahsederler.
İlaç kullanımı ise genellikle kişinin şikâyetlerine yönelik durumu gidermeye çalışır. Örneğin bel fıtığı oluşan kişiye ağrı kesici verilerek veya fizik tedavi, egzersiz yaptırarak ağrısı giderilmeye çalışılır. Ancak bel fıtığına neden olan temel sebeplerin giderilmesi için çaba sarf etme gereğini duymaz ise kimse onu herhangi bir şeyle suçlamaz. Zira böylesi bir görev kendisine ayrıntılı olarak tanımlanmamıştır. Ancak temel olarak sağlık çalışanı analitik bir beyne sahipse bu anlayışa yönelebilir. Bu durumda da kimse onu suçlamaz ve kimse de onu ödüllendirmez.
Yani bir taraftan sağlığınızın kaybından doğru yönlendiğiniz sağlık çalışanının bakış açısı ve donanımı sizin sağlığınızı direkt etkileyecek bir önem arz ederken diğer taraftan her sağlık kaybını ilaçla çözmek anlayışı, toplumun geneline yıllardır bilinçli olarak kanıksatılmış bir yanlıştır aslında.

Peki ya sağlığı kaybedinceye kadar geçirdiğimiz aşamalar? Aslında temel nokta işte tam da budur.
Sağlığı kaybetmeden koruyabilmek!  Sağlığımızı koruyarak hastalanmamak!
Bu noktada bulunduğumuz sağlık ve politik durumun farkındalığı ile bireysel olarak sağlığımızı korumak ve bozulan sağlığımızı yeniden düzenleyebilmek.

Geldiğimiz aşamada, bilinen sağlıkçı öğütleri, toplumumuz tarafından giderek benimsenen bir öneriyi bize hatırlatır. Yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını. Sağlık yaklaşımlarında genel olarak yeterli beslenmeden kastedilen şey, yeteri kadar protein, vitamin, mineral, yaralı yağ oksitleri ve antioksidanları vb. almak, olarak kısaca özetlenebilir. Dengeli beslenme kısmında ise metabolizmanın ihtiyacı olan ölçüde sağlıklı yaşam için gerekli olan elzem maddeleri almak anlaşılır. Yani siz sadece protein ağırlıklı besleniyorsanız yeterince mineral alamıyorsunuz demektir. Bu durumda kemik, kan, bağ dokusu, tırnak, saç vb. yapılarınız yeterli besin öğelerini alamadığı için sağlığını kaybedecektir. Saçlarınız dökülmeye başlayacak, tırnaklarınız çabuk kırılacak ve kemikleriniz gücünü kaybedecektir. Ya da yararlı yağ oksitlerini almıyorsanız hücreleriniz bakteri ve virüslere karşı zayıflayacak ve metabolizmanız gerekli antikoru savunma sisteminiz için üretemeyecek demektir.

Peki, insanın yiyecek yeme kapasitesi düşünüldüğünde yiyebileceği gıdalar, yeterli ve dengeli beslenebilmeyi sağlayabilir mi? Maalesef bu mümkün görünmemekte. Eğer böyle bir şey olsaydı yaşlanmazdık veya çok geç yaşlanırdık. O nedenle, yaşlanma ve sağlık kayıpları yerine koyamadığımız bu temel ve elzem maddelerin eksilmesiyle başlıyor diye yorumlayabiliriz.

Yeterli ve dengeli beslenmenin gerekliliği hatırlatılırken, sağlığın konusu olan sağlıklı bir çevrede yaşamak kısmı pek hatırlatılmaz ve fazla dillendirilmez. Zira asıl olay burada kopmaktadır.

Sağlıklı çevre kavramı oldukça geniş bir kavram olup, bireyin, içtiği su, aldığı gıdalar, soluduğu hava, çöpten arınmış temiz bir coğrafya, ilişkilerini kurup devam ettirdiği çevresindeki diğer sağlıklı bireyler, ailesi vb. gibi daha da geniş kavramların oluşturduğu pek çok veriyi sorgular.

Gıdalarda kullanılan hormonlar, zirai tarım ilaçları, fabrikaların havaya saldığı kimyasal atıklar, kirletilen sular, radyasyon karışmış topraklar, termik ve nükleer santrallerin havaya toprağa-suya-bitki dokusuna verdiği zararlar, yanlış sağlık inançları ve kalıpları, geleneksel sağlık yanılgıları vb. toplanıp düşünüldüğünde, sağlığı korumak ve sağlıklı çevrenin aksi bir sonuçla karşılaşıyoruz. Maalesef yaşadığımız çevrede besinlerin, suyun beklediğimiz besin maddelerini karşıladığını ve havanın beklediğimiz, oksijeni bol diye tabir edilen solunum için dengeli ve yeterli elementleri bize sunduğu söylenemez. Yapılan araştırmalar bu tür bölgelerde ve ülkelerde besinlerin içeriğindeki besin oranının düştüğü yönünde bilgi veriyor. Kirletilen su ve havanın, insan yaşamına zararı ise solunum ve sindirim sistemi hastalıklarını, özelliklede kanseri artırdığı ve bağışıklık sistemini virüs ve bakterilere karşı zayıflattığı yönünde. Hastalıkların oluşması ve giderek bağışıklığın zayıflaması da kişiyi bakteri ve virüslere karşı savunmasız kılıyor. Bireyin hastalanmasına zemin hazırlamakla birlikte başlayan hastalığın ilerlemesine de neden oluyor. Zayıflayan bir bağışıklık sisteminde aşılamada bile oluşması gereken antikorlar oluşmayabiliyor ve aşılama başarısız olabiliyor.

O halde ne yapılabilir sorusu akıllara geliyor. Bu durumu tersine ve lehime çevirmek için neler mümkün olabilir?

Dünyada son zamanlarda, gerek bireylerin gerek firmaların organik tarıma yönlenmedeki aşırı artışın asıl sebebi, yukarıda kimini saydığımız nedenlerden dolayıdır. Organik tarımla ilgilenen firmalar besin takviyeleri olarak bilinen gıda takviyelerini hazırlayıp sunmaktalar. Vücudumuzda eksilen besin öğelerini yerine kayarak sağlığı geliştirmek ve hastalıklara yakalanmayı engellemek üzere bu takviyelerden yararlanılabilir. Bu besin takviyeleri binlerce yıldır insanlığın konusu olmuş ve pek çok besin için geçmişten bu güne bilimse araştırmalar yapılarak yayınlanmış ve yayınlanmaya da devam edilmektedir.  Örneğin eskiden balık yağı olarak bildiğimiz gıda takviyeleri üzerinde bilim insanları araştırmaları sürdürmüştür ve bu gün dilimize Omega 3 olarak yerleşmesini sağlamıştır. Araştırmalardaki artışlar balık yağının değil balıktaki Omega 3 ün yararlı etkilerini gözler önüne sermiştir. Çünkü insan metabolizmasına yarar getiren şeyin balık yağı değil, balık gövdesindeki yararlı yağ asidi olduğu ve bunun daha çok soğuk ülke balıklarında var olduğu anlaşılmıştır. Aynı bilimsel araştırmalar arı reçinesi,,arı sütü demir, A,C,E,K vitaminleri içinde geçerlidir. Savunma sistemine destek sağlayan bu gıda takviyelerinin bilimsel yayınları virüs ve bakterilerden koruduğu yönündedir.

Burada en önemli soru Güvenirlik sorusudur. Omega 3 ama nasıl bir Omega 3 ? Diğer gıda takviyeleri içinde aynı soru gündeme gelmektedir.

Bu aşamada alacağınız besin takviyelerinde bilimsel onaylar aramalısınız. Sadece organik tarıma yönelen ve modern yöntemlerle, geniş kadrolu bilim insanları ile çalışan, bağımsız firmalardan denetlenen üretici firmaların ürünleri, diğerlerinden daha güvenilir ve beklenen etkiyi bize sunan ürünler geliştirdiğini kanıtladılar. Ben de bu sorularla meşgul olarak bir arayışa çıktım ve gerekli tüm bilimsel besin onaylarını almış ve en iyi, en güvenilir gıda takviyelerini üreten firmayı buldum.

Bu konuda bana ulaşan herkese bu bilimsel yayınları ve onayları paylaşabilir ve savunma sistemini destekleyecek, güvenilir gıda takviyesi ürünleri önerebilirim.

Nihai sonuç olarak baş başa kaldığımız şu günlerde, yapılması gereken en önemli şey, bağışıklık sistemimiz geliştirecek suplamentler olarak tabir edilen besin ve gıda takviyeleri arasında en güvenilir olanlarını alarak düzenli bir şekilde kullanmak ve sağlığımızı koruyarak geliştirmek.

Nezaket ÜNAL
asinez@gmail.com
nezaketünal youtube 

İrtibat Tel: 505 669 73 33

İlgili Taşınmazalar..

Milletvekilinden ortalığı karıştıracak itiraf

shaman

Hyundai: Modellerimiz, Çinli rakiplerinden daha ilgi çekici

shaman

MİT, Troçki raporunu paylaştı

shaman

Ümit Özdağ, “Türkiye tehlikede”

shaman

Yalova’da Sarıkamış Harekatı’nın 109. yılı etkinlikleri kapsamında Vali Hülya Kaya ile üniversiteli gençler yürüyüş gerçekleştirdi

shaman

Haluk Bilginer ve Angelina Jolie’nin birlikte rol aldığı “Maria” filminin ilk fragmanı yayında

shaman
Whatsapp Danışma